Toprakları İç Anadolu ile Akdeniz bölgesi sınırları içerisinde kalan, üç tarafı dağlarla çevrili Niğde, Kapadokya bölgesinin güney sınırlarını çiziyor.

Kuzeyinde Melendiz Dağı, güney ve güneydoğusunda ise Bolkar Dağları ile Aladağlar yer alıyor. Dağlık arazinin getirdiği doğal güzelliklerine 10 bin yıllık kesintisiz tarihi de eklenince turizm açısından yeni ve cazip bir destinasyon daha yaratıyor.

Eski çağlarda Nahita, Nakita, Anahita, Nekide gibi isimlerle anılan kent, Cumhuriyet döneminde Niğde ismini alıyor.

Paleolitik Çağ’dan başlayan tarihi süreç içinde, topraklarında ; Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Pers uygarlıkları, Makedonya ve Kapadokya krallıkları, roma ve Bizans imparatorlukları, Anadolu Selçuklu Devleti ve Karamanoğulları beyliği iz bırakıyor. 1470 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Niğde, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarına katılıyor.

Roma, Selçuklu ve Osmanlı’nın Mirası

Ağırlıklı olarak Roma, Selçuk ve Osmanlı yapılarıyla öne çıkan Niğde’nin Kapadokya bölgesine has en ilginç yapısı Gümüşler Manastırı.

Roma döneminde Kemerhisar(Tyana) Su kemerleri ve Roma havuzu ; Selçuklu döneminden Alâddin ve Sungurbey Camiileri, Ak Medrese ile Hüdavent Hatun Türbesi; Osmanlı döneminden ise Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı en önemli gezi noktalarını oluşturuyor.

Kent merkezinde bugün yalnızca tek bir burcu görülebilen kalesi ne yazık ki günümüze ulaşamamış.

Önemli ören yerleri arasında Tyana, Andabalis, Kaletepe, Göltepe – Kestel, Göllüdağ ören yerleri, Köşk, Porsuk ve Kınık höyükleri, Kuş Kayası Kaya Mezarları, Karatlı Tatarlar Mezarlığı yer alıyor ve çoğunda kazı çalışmaları hala devam ediyor.

Alaeddin Camii

1223 yılında Niğde Sancak beyi Ziynettin Beşare tarafından yaptırılan caminin tek şerefeli bir minaresi ile iki kapısı bulunuyor. Yüzyıllar içinde onarım görse de özgün kimliğini koruyan yapının doğu kapısına vuran güneş ışıkları ile ilgili bir de öyküsü var.

Efsaneye göre, cami inşaatında çalışan taş ustalarından biri Sancak Beyi’nin kızına aşıktır ve aşkına hiçbir zaman karşılık bulamayacağını bildiği için de duygularını kapı süslemelerine yansıtır. Bunun için de bugün hala yaz ayları, öğle saatlerinde kapı süslemelerine dikkatlice bakanlar, ışık-gölge oyunu ile ortaya çıkan “taçlı bir kadın başı” görür…

Sungurbey Camii

Kitabesi olmayan, ancak İlhanlılar döneminde Niğde Valisi Sungur Bey tarafından yaptırıldığı bilinen cami, yaklaşık olarak 1335 yılına tarihleniyor. Orijinal yapısını büyük ölçüde koruyan caminin pek çok kez onarım gördüğü, 18. Yüzyılda geçirdiği yangından sonra çatı ve minaresinin yeniden yapıldığı, 1948 yılında ise diğer minaresinin tamamen yenilendiği biliniyor.

İki büyük taç kapısı ve bir de türbesi bulunan yapının taş elemanlarında bitkisel ve geometrik figürler, ahşap bölümlerinde ise oyma bezemeler dikkat çekiyor.