Kapadokya’nın Yeraltı Kentleri

Kapadokya’nın doğal ve kültürel değerleri arasında peribacaları kadar şaşırtıcı, değerli ve bir o kadar da inanılmaz başka bir olgu daha var, o da yeraltı kentleri. Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak, Tatlarin, Gümüşkent, Mucur, Örentepe, Acıgöl… En önemlileri bu isimlerle anılıyor ama bugün bölgenin tamamında ziyarete açık 36 yeraltı şehri var. Uzmanlar toplam sayının 150 – 200 civarında olduğunu söylüyorlar.

Kapadokya yeraltı şehirlerinin geçmişi aslında MÖ. 7 – 8 yüzyıllara kadar gidiyor. Hititler tarafından da kullanıldığı biliniyor. Ama yaygın yaşam Bizans dönemine tarihleniyor. Hristiyanların MS 5 – 10 yüzyıllar arasında yoğun yaşadığı bu kentler ; Roma ve Arap – Sasani akınlarına karşı kendilerini saklayabildikleri korunabildikleri ve ibadetlerini yerine getirebildikleri mükemmel bir dünyaydı. Bizanslılar zamanında sayıları artan bu kentlerde nüfusun 4 bin kişiye kadar çıktığı biliniyor.Yerin altına kat kat inerek, bu katları tüneler ve basamaklarla bağlayarak inşa edilmiş, adeta labirenti andıran bu karanlık mekanlar, binlerce yıl, binlerce kişiye yaşam vermişti.

Hiç Kapadokya’ya gitmemiş kişiler için masaldan öteye gidemeyen yeraltı kenti hikayeleri, bu deneyimi yaşayanlara kolay unutulmayacak anılar kazandırır. Kapadokya’da yeraltı kentlerini gezmek, bir başka dünyanın derinliklerine inmek, farklı çağlara taşınmak, özetle zamanda yolculuk yapmaktır.

Yeraltı Kentleri Nasıl inşa edildi ?

Yeraltı kenti yapabilmek için önce seçilen bölgedeki toprağın yumuşak olması, kolay kazılabilmesi, yani o alanın volkanik tüfle kaplı olması gerekliydi. Bölge, kış aylarında sert ve soğuk bir iklime sahip olduğu için Kapadokyalılar kuzey yamaçları seçmez; kent girişlerini her tepenin doğu, batı yada güney kesimlerinden açarlardı. Yerin altında kazılan bu kentlerde sıcaklık hiç değişmez, tersine kışları ılık yazları serin, ideal bir ortam sunardı.

Genellikle ilk katlar ahırlara ayrılır, yeryüzünden gelen kent sakinleri hayvanlarını bağladıktan sonra alt katlara inerlerdi. Kentin en büyük sorunu olan havalandırma 70 – 80 metreye inen uzun bacalar açılarak çözülür, havalandırma bacaları su kuyularına bağlanır, haberleşme için katlar arasında 10 santim çapında 3 – 4 metre uzunluğunda delikler açılırdı.

Kandil ışığı ile aydınlanırlar, tandır tipi ocaklarda yemek pişirirlerdi. Bazı tarihçiler, “fazla duman çıkıp da düşmana yakalanma endişesi” taşıyan kent halkının genellikle soğuk yemekler yediği görüşünü taşıyorsa da bu görüşü paylaşmayanlar ocaklardaki is lekeleri dikkat çekiyor.

Sürgü Taşı

Her kentin ana kapısında yer alan sürgü taşları şehrin güvenliğini sağlardı. Dışarıdan açılabilmesi mümkün olmayan bu devasa sürgü taşları ancak içeriden ve birkaç kişinin desteğiyle kapanırdı. Ana kapıdan kente giremeyeceğini bilen düşman, su kuyularının izini sürer, bulduğu zaman suları zehirleyerek halkı yeryüzüne çıkmaya zorlardı.

Özkonak Yeraltı Şehri

Avanos’a 14 km uzaklıkta bulunan Özkonak Yeraltı Şehri 1973 yılından beri ziyarete açık. Şehrin en çok ilgi gören unsuru 170 santim çapındaki kapı taşı. 506 kg gelen ve 60 santim kalınlığı bulunan tekerler görenleri hayrete düşürmeye yetiyor. Özkonak içinde havalandırma tünelleri, kuyu, erzak depoları, şaraphane ve yemekhane bölümleri görülebiliyor.