Nevşehir il merkezinin 18 km kuzeyinde yer alan Avanos Kızılırmak kıyılarına yerleşmiş bir ilçedir. Antik çağlarda Venessa olarak bilinen, Bronz Çağı’ndan beri yerleşim olan, Asur ve Hiti tabletlerinde söz edilen bölge Roma, Selçuk, Osmanlı izlerini taşır hala. Kızılırmak’ın ikiye ayırdığı ilçe merkezi Uçhisar, Ürgüp, Avanos üçgeninin üst köşesini oluşturur, yani Kapadokya’nın merkez sınırlarını tamamlar.

Yamanlı Kilise, Alaeddin Camii, Taş Köprü ve eski Osmanlı evleri önemli mimari yapıları arasında sayılır ama Avanos en çok çömlekçiliği ile tanınır.

Avanos yakınları, Kızılırmak kenarında 1971 yılında bulunan Roma dönemi mermer lahit bölge merkezinin tek örneği olması açısından önemli sayılıyor. Nevşehir Müzesi bahçesinde sergilenen lahdin içindeki ceset incelendiğinde, saçları kına ile boyanmış bir kadına ait olduğu belirlenmişti.

Avanos’ta Çömlek Yapımı

Orta Anadolu’yu boydan boya sulayarak Karadeniz’e dökülen Kızılırmak, bu topraklara binlerce yıldır bereket taşır. Bölge de Hititlerden beri sürmekte olan çömlekçilik geleneği, bugün de Avanos’un başlıca el sanatı, geçim kaynağıdır.

Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve mil, seramik çamurunun temel ham maddesi olarak kullanılır ve yetenekli ellerde şekilden şekile girerek yörenin en önemli hediyelik eşyasına dönüşür. Avanos’da hala babadan oğula geçen bu geleneksel meslek ilçenin genel görüntüsüne de damga vurur. Hem ilçe merkezi hem de Kızılırmak kenarları çömlekçi atölyeleriyle doludur.

Anadolu’da Selçuklu Mimarisi

1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans imparatoru Romen Diyojen’i yenerek Anadolu’ya giren Selçuklu Türkleri ele geçirdikleri kentleri yenileyerek ya da yeni kentler kurarak sınırlarını genişletirlerken, yeni kültürün de temelini attılar.

Selçuklu sanatının hat, minyatür, ahşap, taş işçiliği ve çinicilikte yarattığı ustalık özellikle mimari yapıtlarına yansıdı. Bugün Anadolu’da gördüğümüz cami, medrese, kervansaray, köprü, kümbet, türbe, hamam gibi yapılar Selçuk uygarlığının bu topraklara bıraktığı en güzel mirastır. Selçuk mimarisinde öne çıkan en belirgin özellikler ise ince uzun minareli camiler, piramit ya da konik çatıyla örtülen kümbetler ve nakış gibi işlenen taş cephelerdir.

Kervansaraylar

İlk kez Selçuklular tarafından 10. Yüzyılda Orta Asya’da inşa edilen kervansaraylar önceleri savunma amaçlı birer kale gibi düşünülse de zamanla kervanların ticaret yolları üzerine kurulu birer konaklama merkezlerine dönüşür. İpek yolu gibi ana ticaret güzergahları üzerine sıralanan kervansarayların arası 9 saatlik deve yürüyüşü yani ortalama 30 – 40 km olarak hesaplanırdı. Genellikle büyük bir avlunun etrafını çeviren kapalı bölümleri, konaklama odaları, mutfak, mescit, semerci, nalbant, demirci atölyeleri gibi yolcuların ihtiyacını karşılayacak hizmet birimlerine ayrılırdı.

Selçuklu sultanları tarafından adeta bir vakıf anlayışıyla kurulmuş olan kervansaraylarda yolculardan para alınmaz, yerli ve yabancı olsun, gelen her konuk üç boyunca yatırılır, yedirilir ve içirilirdi.

 

Saruhan Kervansarayı

Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi Kapadokya’da da Selçuklu’dan kalma yapılar ve kervansaraylar göz kamaştırıyor. Bunlara en tipik örnek Avanos’un hemen yanı başındaki Saruhan’dır. 1249 yılında Selçuklu hükümdarı II. İzzettin Keykavus döneminde yapılmış olan Saruhan, 2 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. Düzgün kesme taşlarla örülü genellikle toprak tonları ile sarı rengin hakim olduğu yapının kapı çevrelerine yerleştirilmiş iki renkli taşlar farklı bir görünüm yaratır. Kervansaray mimarisine uygun olarak cephelerde daha çok geometrik motiflere yer verilmiş ve yapının bütünü sade bir anlayışla bezenmiştir. Saruhan’ın en önem özelliği ise Selçuklu sultanları tarafından yapılmış son kervansaray olmasıdır.