Kapadokya’nın Kapısı Kırşehir

Topraklarında Hitit, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’nın mirasını barındıran Kırşehir 5 bin yıllık geçmişi ile Kapadokya bölgesinin önemli illerinden birini oluşturuyor. Orta Anadolu’dan bakıldığında Kapadokya’ya adeta bir giriş duran Kırşehir, yeraltı şehirleri ve kaya oluşumu ile de bölgenin karakteristiğini sergiliyor.

Anadolu’daki Türk kavimlerinin göç trafiği üzerinde bulunan bu topraklar özellikle 13. Yüzyılın önemli eserlerini barındırması açısından da ayrı bir değer kazanıyor.

Eski çağlarda “Parnassos, Makissos, Ahi Yuva ülkesi, Kapadokya” gibi isimlerle anılan Kırşehir, Selçuklu döneminde Gülşehir adını alıyor. Tarihteki izleri Mö 3000li yıllarda başlayan bölge, bin yıl sonra Asur Ticaret kolonileri ve ardından Hitit imparatorluğu ve Frig uygarlığı ile tanışıyor. MÖ 550 de Anadolu’ya yayılan Persler bölgeye tümüyle hakim oluyor. MÖ. 334 yılında Büyük İskender’in Persleri yenmesi ile Kapadokya krallıkları dönemi başlıyor ve MS 18’de Roma’nın eyaleti oluyor.

Kapadokya bölgesinin tümünde olduğu gibi Kırşehir topraklarında da Romalılardan saklanan Hristiyan halk yeraltında kentler oluşturmaya başlıyor. Roma döneminde Makissos olarak anılan kent, 6. Yüzyılda, 1. Justinianus zamanında “Justinianpolis” adını alıyor. Roma’nın ardından Bizans tarafından yönetilen bölge, Türk akınlarının etkisi altında büyük bir değişime uğruyor. 13. Yüzyılda güçlenen Türk devleri Kırşehir’i de etkiliyor. 13. Yüzyıl ortalarında Moğol hakimiyetine giren Kırşehir, Moğolların ardından çeşitli Türk Beylikleri arasında yeniden el değiştiriyor. II. Murat döneminde Osmanlı imparatorluğu topraklarına katılıyor ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili oluyor.

Kırşehir’de Türk Kültürü

13. yüzyıl ile birlikte gelişen ve önemi artan Kırşehir Türk Kültürü açısından çok önemli bir yere sahip. Ahilik örgütünün kurucusu Ahi Evran-ı Veli, Gökbilim medresesi kurucusu Cacabey ve Türk dilinin öncülerinden sayılan Aşıkpaşa Kırşehir’in kültürel tarihinin yapı taşlarını oluşturuyor. Türk – İslam ozanları ve düşünürlerinden Hacı Bektaş-ı Veki, Ahmedi Gülşehri, Süleyman Türkmani, Taptuk Emre ve Yunus Emre gibi önemli isimlerin yetiştiği ve yaşadığı bu kent; Türk Edebiyat, felsefe, kültür ve inanç dünyasına ışık tutuyor. Kırşehir’in önemli eserleri arasında Ahi Evran Camii ve Türbesi, Cacabey Medresesi ve Camii, Mucur, Kepez ve Dulkadirli İnli Murat yeraltı şehirleri; Lala(Lale), Alaaddin, Kapucu, Çarşı camileri; Aşıkpaşa, Süleyman Türkmani, Muhterem Hatun ve Yunus Emre türbeleri; Melik Gazi Kümbeti, Kesikköprü Kervansarayı ve köprüsü ile Hacıbey ve Ağalar konakları yer alıyor. Tarihi eserlerinin dışında Seyfe Gölü, Hirfanlı, Çuğun ve Hılla gölleri doğal güzellikler; termal merkezleri ise sağlık hizmetleri sunuyor ziyaretçilerine.

Ahi Evran Camii ve Türbesi

Kırşehir’in “Ahi Kent “ olarak anılmasına neden olan ve ahilik örgütü kurucusu Ahi Evran-ı Veli’nin adını taşıyan cami, kentin önemli yapılarının başında geliyor. 1482 (bazı kaynaklara göre1432) yılında yapılmış cami “Ahi Evran Zaviyesi” olarak da anılıyor. O dönemlerde Anadolu’yu gezen ahiler ve dervişler “zaviye” adı verilen yapılarda Türklük ve İslamlığın gelişmesi için çalışırlardı.

Ahi Evran Camii de Ahilik örgütünün merkeziydi, zaviye ve tekke olarak kullanılmış, daha sonra camiye çevrilmişti. Ahi Evran’ı Veli’nin türbesi de yapının içinde yer alıyor.

Ahi Evran ve Ahilik

Anadolu’da Ahilik örgütünün kurucusu olarak tanınan Ahi Evran-ı Veli, kuşkusuz döneminin en ünlü isimlerinden biri. Ahi Evran’ın doğum yılı ve yeri konusunda farklı bilgiler veren kaynakların bir bölümü 1171 yılı İran’ın Hoy kasabası, bir bölümü ise 1220 yılı Horasan’ı işaret ediyor. Ancak Ahi Evran’ın Kırşehir’de de yaşadığı ve burada öldüğü konusunda hemfikirler.

Ahilik, Hacı Bektaş-ı Veli’nin katkısıyla da kurulmuş, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yayılmış, bir tür esnaf dayanışma örgütü.

Ahiliğin amacı çeşitli meslek ve sanat dallarında çalışan kişileri bir örgüt çatısı altında toplayarak, hem mesleki hem de ahlaki bir düzen oluşmasını sağlamaktı. Bu amaçla çalışan teşkilat; doğruluk, kardeşlik ve iyi ahlak prensipleri üzerine oturur ve kendine özgü kurallar ile yönetilirdi. Teşkilata katılabilmek, yani Ahi olabilmek için peştamal kuşanmak zorunluydu. Peştamal kuşanmak, sistemin en simgesel törenini oluştururdu. Üye adayı peştemalini 7 kere bağlayıp açarak kötyüyü ve iyiyi sembolize eder, bir anlamda gelecekteki davranışları için söz verirdi.Bu yedi hareket şöyle sıralanırdı: Cimrilik kapısı bağlanır, lütuf kapısı açılır; zulüm kapısı bağlanır, merhamet kapısı açılır; hırs kapısı bağlanır, kanaat kapısı açılır; tpkluk ve lezzet kapısı bağlanır, yetinme kapısı açılır; halktan yana kapısı bağlanor, Hak’tan yana kapısı açılır; saçmalık kapısı bağlanır, yetenek kapısı açılır; yalan kapısı bağlanır, doğruluk kapısı açılırdı.

İleri düzeyde yatay bir yapısı olan örgütün üyeleri, mesleki bir hiyerarşi içinde yükselirdi. Ahilik teşkilatı Osmanlı döneminde, 17.  Yüzyılda sona erdi. Kırşehir’de her yıl kutlanan Ahilik haftası ile bu geleneğin unutulmamasına çaba gösteriliyor.

Cacabey Camii (Medresesi)

Kırşehir’in tam merkezinde uzanan bu muhteşem yapı 1272 yılında gözlem evi medresesi olarak yaptırılıyor. Selçuklu Sultanı Keyhüsrev döneminde Kırşehir Beyi Cacaoğlu Emir Nurettin tarafından yaptırılan ve minaresindeki mavi çiniler nedeniyle “Cıncıklı Camii” ismiyle de anılan medrese sonradan camiye çevrildi. Kesme taş ve renkli tuğlalarla örülü, kare planlı yapı çok kez onarım görse de ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiş. Tek şerefeli tuğla minaresi, işlemeli taç kapısı ve özellikle dış cephenin dört köşesinde yer alan sütunları büyük bir ilgiyle izleniyor hala.

13. yüzyılın önemli astronomi okulu olan bu yapının minaresi aynı zamanda gözlem kulesi olarak da kullanılırdı. Ana mekandai açık kubbenin altında yer alan çeşmenin suyu sürekli izlenir, araştırmalar suya akseden yıldızların görüntüsüne göre yönlendirilirdi. Medrese de astronomi dışında Türk Dili, felsefe ve tasavvuf eğitimi de verildiği biliniyor.

Füzeler ve Çiniler

Cacabey Camii’nin son derece estetik minaresi mavi minik çini parçacıklarıyla farklı bir görüntü kazanıyor ve özellikle güneşli havalarda pırıl pırıl parlıyor. Altta daire şeklinde sıralanan tuğlalar üst bölümde zig zag motifler çiziyor. Medresenin en çok dikkat çeken özelliklerinden biri ise dış cephesinde yer alan üç sütunu. İkisi köşelerden biri de cephenin ortasında yükselen bu sütunlar füzeye benzetiliyor. Sütunların altındaki farklı motiflere gönderme yapılarak, birinin rampada durani diğerlerinin fırlamak üzere olan ve üçüncüsünün ise yükselen bir füzeyi sembolize ettiğine inanılıyor.

Füze hareketlerinin yorumlarında bilimsel kanıtlar yoksa da benzetmenin böyle bir astromi merkezine yakıştığı çok açık.

Melik Gazi Kümbeti

Mengücükoğullarından Behram Şah adına, eşi tarafından yaptırılan kümbet, 13. Yüzyıla ait. Şehir merkezinde yer alan yapı, kare kaide üzerine oturan sekizgen bir gözdeye sahip.

Aşık Paşa Türbesi

13. yüzyılda Anadolu’da konuşulan Arapça ve Farsça’ya karşı Türk dilini yaymak ve geliştirmek için büyük çaba harcayan ve Türkçe olarak yazdığı Garipname adlı eseriyle ünlenen Aşık Paşa’ya ait bu türbe 1333 yılına tarihleniyor. Beyaz mermerle kaplı asimetrik cephesi ve kubbesi ile Anadolu’daki eserler arasında ayrıcalıklı bir yere sahip. 1272  yılında Horasan’da doğduğu bilinen Aşık Paşa, Kırşehir’e yerleştikten sonra burada bir zaviye kuruyor ve 12. Bin beyitten oluşan Garipname adlı eserini yazıyor. Ölümünden sonra inşa edilen ve mimarisiyle oldukça ilgi çeken türbenin içi ise son derece sade planlanmış.

Kırşehir Müzesi

Kırşehir ili, zengin koleksiyonları ile göz dolduran iki önemli müzeye sahip. Kırşehir müzesi ile Kaman Kale höyük Arkeoloji Müzesi.

Kent merkezinde yer alan ve 8 bine yakın esere sahip Kırşehir müzesi arkeolojik ve etnografik olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Arkeoloji bölümünde Erken Bronz Çağı’ndan Osmanlı’ya kadar olan buluntular sergileniyor. Bunlar arasında Roma dönemi mermer eserleri , Hitit buluntuları, sikkeler, Selçuklu dönemi çocuk sandukaları ile mezar taşları başı çekiyor.

Etnografya bölümünde en çok dikkat çeken eserler arasında ahilik ile ilgili çeşitli belgeler yer alıyor. Duvarlarda ve vitrinlerde Kırşehir halıları, Osmanlı ve Selçuklu dönemine ait günlük eşyalar sergileniyor.

Kaman – KaleHöyük Arkeoloji Müzesi

Kırşehir yalnızca Türkiye’de değil, dünya da da benzerine az rastlanır bir “höyük müze” ye sahip. Kaman ilçesindeki Kalehöyük 1986’dan beri Japon uzmanlar ile birlikte yürütülen kazı çalışmalarına tanıklık ediyordu, şimdi de bir müzeye modellik ediyor. Kalehöyük’ün kendi formundan esinlenen bir projeyle “höyük müze” olarak inşa edilen yapı, ziyaretçilerin hem buluntuları, hemde kazı yöntemlerini görmesini sağlayacak biçimde şekillendirilmiş. Kalehöyük’ye gerçekleştirilen kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı’ndan başlayarak pek çok değerli buluntuya ulaşılmış ve bunların sergilenmesi için muhteşem bir müze inşa edilmiş.

Japonya Dışındaki En Büyük Bahçe

Japonya’nın karşılıksız hibe programıyla inşa edilen Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, 21 bin metrekarelik  Japon Bahçesi ile “2010 En iyi Yeşil Müze” ödülünü kazandı. Japonya dışında dünyadaki en büyük Japon Bahçesine sahip yapı, höyük şeklinde yapılmış ilk ve tek müze olarak haklı bir şöhrete sahip.

Mucur Yeraltı Şehri

Kapadokya bölgesinin pek çok yerinde olduğu gibi Kırşehir de Roma döneminden başlayarak Hristiyanların yeraltına indiği, toprak altında gizli dünyalar yarattığı yörelerden biriydi. Bölgenin karakteristik yapısına uygun ve kolayca şekillenebilen toprak; insanların gizlenmesine, ibadet etmesine ve korunmasına olanak sağlamıştı.

Kırşehir il sınırları içinde 15’e yakın yeraltı kenti olduğu bilinse de bunların pek çoğu kapalı duruyor. Ziyarete açık üç yeraltı kentinin ikisi Mucur, diğeri ise merkez ilçelerinde. MS. 3. Ve 4. Yüzyıllara tarihlenen Mucur yeraltı şehri, şu ana kadar ulaşılmış 42 odasıyla bölgenin dikkat çeken duraklarından birini oluşturuyor.

Yer seviyesinden yaklaşık 8 metre aşağıda uzanan kentin ziyarete açık bölümlerine bulunan erzak ve su küpleri toprak altındaki yaşamın en çarpıcı örnekleri. Tipik bir yeraltı kentinde olduğu gibi burada da kapı taşları, havalandırma kanalları, su kuyuları, ahırlar, ibadet odaları ve dehlizler var.

Kepez Yeraltı Şehri

Mucur ilçesinde yer alan Kepez Yeraltı Şehri iki renkli toprak yapısı ve farklı mimarisi ile dikkat çekiyor. Duvarlarındaki derin nişler, odalarda yükselen iri sütunlar, kazılarda çıkartılan dev küpler, galeriler ve tünelleriyle farklı bir örnek oluşturuyor.

Dulkadirli Yeraltı Şehri

Kırşehir’in turizme açık üçüncü yeraltı kenti olan Dulkadirli İnli Murat Yeraltı Şehri, il merkezine 58 kilometre uzaklıkta yer alıyor.

Son derece farklı mimarisiyle ziyaretçilerin ilgisini çeken yapının diğer kentlerle de bağlantısı bulunan büyük bir yerleşim merkezi ya da bir manastır olabileceği de ileri sürülüyor.

MS 4.-5. Yüzyıllara tarihlenen ve Henüz iki katına ulaşılan kent, 22 metre uzunluğunda bir tünel ile başlıyor. Yapı yaklaşık 50 metre genişlik, 20 metre yüksekliğindeki üstü açık, büyük bir avlu etrafubda biçimleniyor. 16 tane yuvarlak kemerli pencereyle avluya açılan yapı da içiçe geçen salonlar ve odalar var. Ana koridor boyunca düzenli bir şekilde birbirine bağlanan bu odalar, yanlarda daha küçük mekanlara bağlanıyor. Merdivenle inilen alt katı, su kuyusu ve kapı taşları ile bölgedeki yeraltı kentlerine benzer örnekler de sergiliyor.