Kapadokya bölgesinin doğu ilini oluşturan Kayseri, kültürel tarih açısından Anadolu’nun en önemli kentlerinden biri.

3916 metre yüksekliğindeki Erciyes Dağı’nın eteklerinde oturan şehir pek çok “ilke” imza atar.Kültepe – Kaniş – Karum’uyla, en eski yerleşme yerlerinden biri,  Anadolu’da bulunan ilk yazılı tabletlerin çıkarıldığı topraklar dünyada ticaretin ilk kez organize edildiği şehir…

Tarihte Anadolu ticaretinin kalbi Kayseri’de atar, İpek yolu’nun can damarı buradan geçerdi. Kültepe’den başlayan bu ticaret trafiği Kayseri’yi her dönemde önemli bir merkez yapmış, sıkça el değiştirmesine rağmen binlerce yıl kesintisiz aynı yer de ayakta kalmayı başarmıştı. Ticari ve sosyal hayatın bölgesine yoğun olduğu bu topraklarda doğal olarak pek çok önemli eser yükselmişti.

Kayseri’de yer alan tarihi yapılar arasında en önemlileri şöyle sıralanır ; Ulu Camii, Hunat Hatun Külliyesi, Gülük Han, Lale, Kurşunlu, Kale ve Yanıkoğlu Camiileri ile Hacı Kılıç Camii ve Medresesi, Şifahiye ve Gıyasiye Medresesi, Hatuniye Medresesi. Kentin kültürel varlıklar listesinde 28 kümbet ve türbe, 8 han ve köşk, 2 tarihi çarşı, sayısız çeşme, hamam, köprü, konak ve kilise yer alıyor. Şehir surları, Kalesi, Saat kulesi ve müzeleriyle tam bir tarih kenti.

Kayseri Kalesi

3.yüzyıla tarihlenen Kayseri kalesi ile kent surlarının, 300 yıl sonra büyük bir onarımdan geçtiği ve küçüldüğü biliniyor. Günümüzde de büyük bölümü restore görmüş olan yapı ; iç Kale, Dış Kale ve Burçlar olarak Cumhuriyet Meydanı’nda uzanıyor. Geçmişte sayıları altıyı aşan ihtişamlı kapularından günümüze ne yazık ki hiçbir şey kalmamış.

Saat Kulesi

Gene Cumhuriyet Meydanı’nda yer alan ve 1909 yılında yapılmış olan Saat Kulesi, kesme tarlarla örülmüş, kare planlı bir yapı. Dört yüzünde de birer saat bulunan Kule, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kayseri’ye geldiğinde halka hitap ettiği yer olarak da hatırlarda tutuluyor.

Hunat Hatun Külliyesi

13 yüzyıl Selçuklu eseri olan külliye, cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşur. Kale surlarının dışında yer alan külliyenin Selçuklu Sultanı I.Aladdein Keykubat’ın eşi II. Keyhüsrev’in Annesi Mahperi Hunat (Huand) Hatun tarafından yaptırıldığı biliniyor. Külliye’nin en önemli yapısı olan cami, 56 adet dikdörtgen ayak üzerinde duran kemerlere oturuyor. Taş kapısının çevresi zarif, geometrik motiflerle çevrili.

Döner Kümbet

Bazı kaynakların 13. Bazı kaynakların ise 14.yüzyıla tarihlendiği ve Şah Cihan Kümbeti olarak da bilinen yapı, Selçuklu eseri. Gövdesi silindir formundan ve çatısı konik bir külahla örtülü. 12 yüzeyi bulunan bu küçük yapının her cephesinde farklı bezemeler var. İnce taş işçiliğinin eseri olan bu süslemelerde, bitki ve hayvan motifleri; hayat ağacı, çift başlı kartal ve aslan figürleri dikkat çekiyor. Döner Kümbet, Seyyit Burhanettin Bulvarı, Kartal Kavşağı’nda yer alıyor.

Etnografya Müzesi

Kuşkusuz, Kayseri sivil mimarisinin en iyi örneklerinden biri bugün Etnografya Müzesi olarak gezilen Güpgüpoğlu Konağı, diğeri ise Atatürk Müzesi yani İmamzade Raşit Ağa Konağıdır. Kentin en görkemli yapılarından biri olan Güpgüpoğlu konağı’nın orijinal bölümleri 1419- 1497 yıllarına tarihleniyor. Zaman içinde çeşitli değişimlere uğrayan konak, 18. Yüzyılda bugünkü halini alıyor. Tipik bir Kayseri evi örneği olarak iki bölüme ayrılan yapının Haremlik kısmı Müze Ev, Selamlık tarafı ise Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiş.

Atatürk Müzesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Ağustos 1919’da Kayseri’ye gelişinde kaldığı ev bugün müze olarak korunuyor. 19.yüzyıl, Geç Osmanlı dönemi mimarisinin örneği olan İmamzade Raşit Ağa Konağı’nın dışı kesme taşlarla örülmüş, içi ahşap işçiliğinin mükemmel bir örneği. Dönemin iç mimari anlayışını da yansıtan konakta ; Atatürk’ün Kayseri’de yayınladığı beyanname, buraya yaptığı ziyaretten fotoğraflar ile 1.Dönem Kayseri milletvekillerine ait resimler sergileniyor.

Kayseri Arkeoloji Müzesi

Kayseri’de Etnografya ve Atatürk müzelerinin yanı sıra Arkeoloji, Gevher Nesibe Tıp Tarihi, Kayseri Kent ve Mimar Sinan ile Ahi Evran Esnaf ve Sanatkarlar müzeleri yer alıyor. 6 bin yıldan beri Kayseri topraklarında yaşamış çeşitli uygarlıklara ayna tutan Arkeoloji Müzesi, geçmiş kültürlerin zenginliğini de yansıtıyor. Müze Kalkolitik Çağ’da başlayarak ; Asur, Hitit, Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanan değerli bir koleksiyona sahip.

Müzede Eski Tunç Devri’ne ait seramikler, idoller; Asur döneminden çivi yazılı tabletler, testiler, damga mühürler; Hitit’ten kaya kabartmaları, heykeller, Helenistik, Roma ve Bizans’a ait cam ve madeni eşyalar, takılar, heykeller ve sikkeler sergileniyor.