Kızılçukur ve Çavuşin

Göreme- Avanos yolunun doğusunda yer alan Çavuşin, hem kaya evleri, kiliseleri, ve hem de çevresindeki vadilerin güzelliği ile öne çıkar. Kızılçukur Güllüdere ve Akvadi’deki uzun yürüyüş parkurları doğa turizmi  ve alternatif turlar için mükemmel seçenekler yaratır.

Bölgenin eski yerleşimlerinden biri olan Çavuşin ‘de yaşam 60’lı yıllara kadar çökmeye başlayınca köy terkedildi. Gelişen turizm ile birlikte Çavuşin ‘de hareketlenmeye başladı. Son yıllarda hızlanan yapılanma, köyün yeniden canlandırılması hedefleniyor.

Çavuşin Kilisesi

Diğer adıyla Nicephorus Phocas Kilisesi Çavuşin’in en önemli yapısı. Arap ordularını yenen Bizans imparatoru Phocas adına yaptırıldığı bilinen kilise 10. Yüzyıla tarihleniyor. Giriş bölümü yıkık olan ve içine merdivenlerle girilen kilise çok sayıda değerli fresk barındırıyor.

St. John Bazilikası

Çavuşin’in tepesindeki kayalıkların ucunda, dar bir patikayla varılan Sy. John ya da Vaftizci Yahya Kilisesi tüm haraplığına rağmen büyüklüğü ile gezenleri şaşırtıyor. 5 . ya da 6. Yüzyıla tarihlenen kilisenin ön yüzünde yer aldığı düşünülen büyük avlusu, erozyon sonucu dökülen kayalarla birlikte yıkılmış.

Küçük Bir Cami

Çavuşin merkezinde, kayaların arasında yer alan küçücük bembeyaz bir yapı, hala ibadete açık bir cami aslında. Dört sütunlu taş minaresi, tek odalı iç mekanı ve sütun üzerindeki tek bitki motifi ile minyatürü andıran cami son yıllarda onarımdan geçmiştir.

Paşabağ

Çavuşin köyünün kuzeydoğusunda yer alan vadiler, peribacalarının oluşturduğu bir orman gibi uzanır. Paşabağ, Zelve ve Derbent. Bu bölgedeki peribacaları öylesine farklı biçimler sunar ki her biri özgün birer heykeli andırır. Kimi sivri, kimi şapkalı, kimi üç başlı; geniş gövdeli, uzun boylu…

Eskiden “Rahipler yada Keşişler  Vadisi” olarak da anılan Paşabağ ya da Paşabağları keşişlerin yoğun olarak da anılan Paşabağ yada Paşabağları keşişlerin yoğun olarak inzivaya çekildikleri bölge olarak önem kazanır. Buna en çarpıcı örne Aziz Simeon (Symeon) Şapelidir. 13. Yüzyıla kadar Hristiyanlar için önemli bir eğitim merkezi olarak kullanılan bölgenin kaya evlerindeki yaşam 1952 yılına kadar sürmüştür.

Zelve Örenyeri

Zelve Örenyeri

Paşabağ’da en çok ilgi çeken peribacaları kuşkusuz Aziz Simeon Şapeli. Aslen Halepli olan Aziz Simeon’un buraya geldiğine, bu üç başlı peribacasında inzivaya çekildiğine inanılmaktadır. Dev kayanın içindeki dik merdivenler yukarıdaki  keşiş hücresine çıkıyor. Dünyanın pek çok yerine olduğu gibi Kapadokya’da da rahipler inzivaya çekildikleri zaman yıllar boyu hiç kimseyle görüşmezler, kapıya bırakılan su ve ekmekle yetinirler ve dar bir pencereden ışık alan küçük hücrelerindeki yaş yataklarında yatarlardı.

Zelve Örenyeri

Avanos’a 5, Paşabağ’a 1 km uzaklıktaki bir başka açık hava müzesi Zelve Örenyeri ; kilise, manastır, cami gibi dini yapıların yanısıra sivil mimari örnekleri, değirmeni, tünelleri ve meydanı ile yüzyıllar öncesinin yaşamına çarpıcı bir ayna tutuyor. Topraktaki kaymalar nedeniyle oldukça hasar görmüş olan bu bölge ne yazık ki tüm çabalara rağmen erozyonun etkisinden kurtarılamıyor.

Zelve Örenyeri 3 vadiden oluşuyor. Birinci Vadi olarak bilinen bölge de Üzümlü ve Balıklı Kilisesi, Seten ve bir şırahane var. İkinci Vadi’de Kutsal Haç Kilisesi yer alıyor. Bu vadi uzun bir tünelle 3. Vadiye bağlanıyor. Üçüncü Vadi’nin en önemli yapıları ise manastır kompleksi, köy meydanında yer alan kaya cami ve Direkli Kilise. Zelve Örenyeri’nin kaçırılmaması gereken bir diğer özelliği de her biri farklı bir tablo gibi duran, yüksek kayalara oyulmuş güvercinler…

Seten

Birinci Zelve Vadisi’nin ilk durağı Seten. Yani, birbirine dik iki büyük taştan oluşan bir değirmen düzeneği. Bulgur yapmak için buğday önce kaynatılıp sonra kurutuluyor, ardından setenden geçirilerek kepeği çıkartılıyordu. Tüm Anadolu’nun hala yaygın gıda maddesi olan bulgur, belli ki yüzlerce yıl önce sofraların vazgeçilmez yemeği idi.

Üzümlü ve Balıklı Kilise

Bir manastıra ait olduğu düşünülen avlunun kenarında yer alan, girişi yıkık bu kilise iki bölümden oluşuyor. Şapel bölümü 10’uncu , kilise bölümü daha erken yüzyıllara tarihleniyor ve Zelve’nin genelinde olduğu gibi burada da sıkça rastlanan motifler, özellikle haç kabartmaları, yapıyı İkonoklastik döneme götürüyor. Üzüm ve balık motiflerinden dolayı kilise bu isimle anılıyor.

Şaraphane

Günümüzde olduğu gibi, Geçmişte de Hristiyan geleneğinde şarabın önemi büyüktü. Kutsal kabul edilen şarap hiçbir katkı maddesi eklenmeden üretilir ve ayin için kiliseye gelen cemaate ikram edilirdi. Kapadokya Hristiyanları da bölgenin üzüm yetiştirmeye elverişli toprağından yararlanmışlar ve hemen her bölgede şaraphaneler kurarak, kendi şaraplarını üretmişlerdi. Bugün birinci Zelve Vadisi’nde görülen şaraphane de bunun en güzel kanıtı. İki katlı bir yapı olan Şaraphane’nin üst katında üzümler çiğnenerek ezilir, buradan akan üzüm suyu aşağıdaki oluktan büyük küplere doldurularak, mayalanması için beklenirdi. Mayalanma işlemi bittiğinde içilmeye hazır olan şaraplar daha küçük küpler ve testilere aktarılırdı. Artan üzümler ise büyük kazanlarda kaynatılarak pekmeze dönüştürülürdü.

Kutsal Haç Kilisesi

İç mekanda görülen kabartma haçlardan dolayı bu isimle anılan kilisenin duvarlarında büyük nişler, zeminde ise mezarlar bulunuyor. Mezarların kilise görevlilerine ait olduğu düşünülüyor. İkinci Zelve Vadisi yapılarından olan Kutsal Haç Kilisesi’nin ana kapısı üstünde güçlükle okunabilen bir kitabe de yer alıyor.

Köy Meydanı ve Manastır

Üçüncü Zelve Vadisi köy meydanı, manastır bir kaya camisinden oluşuyor. Devasa bir kaya kütlesi içine oyulmuş kubbe ile çevresindeki bölümlerden oluşan Manastır kompleksi bölgenin en heyecan verici noktalarından biri. Erozyon nedeniyle çok hasar görmüş ve her gün biraz daha yok olan bu kocaman yapı topluluğu zamana direnmeye çalıyor hala. Biraz dikkatli bakıldığında kapıların önündeki sürgü taşlarını, yok olmaya yüz tutmuş motifleri, oda geçişlerini ve kapıları görmek mümkün…

Zelve Cami

Kayaya oyulmuş mihrabı ve kesme taş duvarları ile Zelve’nin tek örneği olan cami Kapadokya’da da az bulunan görüntülerden birini oluşturuyor. Dört sütunlu, sivri başlıklı minaresi Erken Osmanlı dönemini simgeleyen “Baldaken” tarzını yansıtıyor.

Köy Meydanının tam karşısında bulunan cami, Zelve’de yaşanan hoşgörünün de göstergesi aslında. Hristiyan ve Müslüman, iki toplumun yüzlerce yıl iç içe yaşadığı bu köy meydanında bayramlarda düğünlerde birlikte kutlanır, ezan sesiyle kilise çanlarına aynı oranda saygı gösterilirdi. 1952 yılına kadar burada yaşayan Zelve halk, giderek büyüyen erozyon tehlikesi nedeniyle köylerini terketmek zorunda kalmıştı.

Güvercinlikler

Kapadokya, peribacaları, kaya oluşumları ve vadilerinin arasında başka sürprizler de saklıyor : Güvercinlikler…

Genellikle yüksek kaya yamaçlarında gözlenenbeyaz çerçeveli nu oyuklar aslında büyük bir halk sanatı, daha da ötesinde İslam bezeme sanatının yansımasıdır. Pek azı 18. Yüzyılda başlamakla büyük çoğunluğu 19. Ve 20 yüzyılın başına tarihlenen güvercinliklerin yapım sebebi kuşların gübrelerinden faydalanabilmektir. Yöre halkı bağlarında verimi arttırmak için güvercin gübresi kullanır, bunu da sağlayabilmek için kayaların yüksek yamaçlarına güvercinlikler yaparlardı. Amaç kuşların burada tünemesi ve yumurtlamasını sağlamaktı. Bunun için kayanın içinden yukarıya çıkan bir tünel açılır ya da dışarıdan yüksek bir merdiven dayanırdı. Her bir güvercinlik en fazla 10 metrekarelik bir odadan oluşu, dış cephesinde üst üste ya da yan yana delikler dizilir, içlerine ahşap tünekler yerleştirilirdi. Güvercinliğin inşası tamamlanınca çevresi türlü bezemelerle süslenir; böylece hem güvercinliğin sahibini belirtmiş olurlardı.

Güvercinliklerin etrafına sürülen beyaz boya, yumurta akı ve alçı karışımıyla elde edilir, böylece yuvaya saldıracak hayvanlar engellenirdi. Sansar, gelincik, tilki gibi yırtıcılar bu kaygan zeminde tutunamazlar böylece güvercin yumurtaları sağlam kalırdı. Uçhisar girişi, Güvercinlik, Çavuşin, Göreme, Zelve ve Soğanlı vadileri güvercinliklerin en yoğun olduğu bölgeler arasında sayılabilir.